Teknoloji ve Kalkınma


“Mikroelektroniğin ve genetik mühendisliğinin dünyasında, bilim ve teknolojinin iktisadi açıdan önemini anlatmaya çalışmak gerçekten gereksizdir. Teknolojiyi, ister sosyolog Marcuse ya da romancı Simone de Beauvoir gibi, insanoğlunun esaretinin ve yıkılışının aracı, istersek Adam Smith ya da Marx gibi öncelikle özgürlüğü sağlayacak bir güç olarak görelim, hepimiz onun gelişimi ile yakından ilgiliyiz. Ne kadar istersek isteyelim, onun günlük hayatımız üzerindeki etkisinden, önümüze çıkardığı ahlaki, toplumsal ve ekonomik ikilemlerden kaçamayız. Onu lanetleyebilir, ya da yüceltebiliriz ama yok sayamayız.” (Ansal, 2004).

1.Giriş

İnsanlık tarihi üç büyük değişim geçirmiştir. Birinci değişim tarım toplumuyla, ikinci değişim sanayi toplumuyla, üçüncü değişim ise bilgi toplumuyla yaşanmaktadır. İnsanlık tarihi kadar eski olan teknoloji bu söz konusu üç değişim boyunca vardı.(“Gelişmekte olan ülkelerde teknoloji,” n.d.). Sanayi devrimi sonrasında hız kazanan teknolojik gelişmeler ekonominin ve büyümenin en önemli itici gücü haline gelmiştir. Teknolojiyi üreten ve bu teknolojiyi en verimli şekilde kullanabilen ülkeler, ekonomik büyüme sürecinde önde yer almakta, teknolojik gelişme hızını yakalayamayan ülkeler ise bu yarışta geride kalmaktadırlar.(alösat müslümov & güler aras, 2002) Son yıllarda hızlı teknolojik gelişmeler, teknoloji sektörünün dünya ekonomisindeki yerini giderek arttırmakta ve önem kazandırmaktadır. Bu makalede teknolojinin tanımı ve önemi üzerinde durularak gelişme, ekonomik büyüme, kalkınma ve teknoloji transferi arasındaki ilişkiler incelenecektir.

2.Teknolojinin Tanımı ve Önemi

Modern literatürde teknoloji sözcüğünün çok değişik biçimlerde tanımlandığı ve böylece üzerinde görüş birliği olan bir tanıma rastlanmadığı gözlenmektedir. Ekonomistler teknolojiyi; “yeni bir malı üretme, bilinen malları geliştirme yöntemleri” veya “mal ve hizmetleri üretmek için uygulanan her türlü yöntemler” biçiminde tanımlanmakta (“Üretim Faktörleri, Emek Nedir, Sermaye, Girişimci Kimdir, Müteşebbis, Teşebbüs,” n.d.). Bir başka değişle teknoloji bilginin, becerinin, tekniğin, entegrasyonun bir bütün halinde birleşerek ortaya çıkmasıdır. Teknolojiye üretimde verimliliğin artması, rekabet edebilme üstünlüğünün sağlanması açısından baktığımızda; kâr oranlarının artışında önemli bir faktör olduğu gözlenmektedir. Teknoloji, sadece firmaların ve sektörlerin rekabet üstünlükleri için değil aynı zamanda ülkelerin verimlilikleri açısından da yaşamsal öneme sahiptir ve yarattığı etkiler bakımından gelişmişlik ya da gelişmemişlik düzeylerinde önemli rol oynamaktadır(Mahmut Kiper, 2004). Ülkelerin sanayileşme sürecinde, ekonomik ve sosyal hedeflere ulaşmada bilim ve teknoloji politikalarının önemli bir işlevselliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bilim, teknoloji ve sanayi politikaları, ülkelerin refah seviyesini doğrudan etkileyen politikalardır (çelik, 2009). Bu verilere baktığımızda; artık teknolojinin ülkelerin sınıflandırılmasında, gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde, küresel dünyada rekabet edebilme üstünlüğü ve bağımlılık–bağımsızlık adına çok önemli olduğu gözlenmektedir.

3.Değişik Ekonomik Perspektiflerden Teknoloji

Neo-klasik, Marksist, Schumpeter, Evrimci yaklaşımlara göre ve benzeri tüm iktisat teorilerine göre de, teknolojinin sanayileşmede ayrılmaz bir parça olduğu ve ekonomik büyüme- kalkınma açısından da önemli role sahip olduğu görünmektedir. Bu ekonomi teorileri, teknolojinin ekonomik gelişmeye farklı etkilerinden bahsetmiştir.

3.1 Neo-Klasik Yaklaşım

Teknolojinin dışsal kabul edildiği neo klasik ekonomik büyüme teorilerinde teknoloji; firmanın kullandığı sermaye, işgücü ve ara mallarının verimliliğini etkilemekte ve böylelikle de sürdürülebilir ekonomik büyümenin önemli bir belirleyicisini oluşturmaktadır. Fakat neo klasik ekonomik büyüme modellerinde teknolojinin model içerisinde belirlenmemesi, modelin önemli bir eksikliğini teşkil etmektedir(bahadır saraç, 2009). Neo klasik üretim fonksiyonunda en önemli iki girdi emek ve sermaye ile ifade edildiğinde çıktı miktar Q= T(S,E) olur. Bu ilişkiye göre ortaya çıkan Q eğrisi, farklı emek-sermaye bileşimlerine sahip, aynı miktarda çıktı üreten ve aynı verimlilikte olan sayısız tekniği temsil eder. Teknolojik gelişme ise aynı malın, aynı ölçekte daha az girdi kullanılarak üretimi olarak görülmekte ve bunun nedenlerinin ekonomi dışı olduğu kabul edilmektedir. Yani, teknolojik bilginin dışsal etken olduğu ve kamusal niteliği taşıdığı var sayılır (Ansal, 2004).

3.2 Schumpeter Yaklaşımı

Büyüme literatürüne bir katkı da J.Shumpeter tarafından yapılmıştır. Yenilikler modeli olarak bilinen bu yaklaşımda, teknolojik gelişmeye ve girişimcilerin rolüne dikkat çekilmektedir. Büyümenin, girişimcilerin teknolojik yenilikleri üretim sürecine uygulamasıyla sağlana bileceği kabul edilir. Schumpeter’e göre diğer yenilik örnekleri; yeni bir malın piyasaya sürülmesi, yeni piyasaların keşfedilmesi, yeni bir hammadde ya da yarı mamul kaynağının bulunması ve endüstrinin organizasyonu olarak sıralanabilir (metin berber, 2006).

3.3 Evrimci Yaklaşım

Schumpeter’in düşünsel mirasının izinden giderek ekonomik değişim ve teknolojinin doğası üzerine sistematik bir bakış açısı oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle yenilik iktisadı ve firma teorisi gibi alanlarda Neo klasik iktisada alternatif oluşturan evrimci iktisadın temel özellikleri söyle sıralanmaktadır.

A) Patika Bağımlılığı ( path-dependency) B) Kendi kendini organize edebilme yeteneği (the abiltiy of self –organize) C) Çoklu denge ( multiple eqilibria) D) Kaotik davranış (chaoitc behavior)

3.4 Marksist Yaklaşım

Marksist yaklaşımda teknoloji ve ekonomik gelişmeye etkisi tamamen sınıf ilişkileri temelinde irdelenmektedir. Özgül bir üretim tarzı olarak kapitalizmin hareket yasalarının, özellikle de kapitalist emek sürecinin analizinde teknoloji merkezi bir konumdadır. Marx’a göre, tarihi olarak aldığı biçimlerden soyutlayarak ele alındığında, emek süreci her şeyden önce insanla doğa arasında bir ilişkidir. Emek sürecinde üç temel öğe bulunmaktadır;

A) Bir amaca yönelik insan eylemi- emek B) İşin nesnesi- üretilecek olan şey C) Üretim araç ve gereçleri (Ansal, 2004).

4.Teknoloji, Kalkınma ve Büyüme İlişkisi

Teknolojik gelişmeler, toplumsal alanda sosyo-kültürel etkiler yaratırken, ekonomide üretim süreçlerini ve organizasyon yöntemlerinde önemli etkiler yapmaktadır. Bu bağlamda kalıcı ekonomik, sosyal ve siyasal dönüşümlerinde beraberinde getiren teknolojik gelişmeler insanlık tarihinde devrim etkisi yapmıştır. Örneğin ateş, tekerlek, yelkenli, barut ve matbaa gibi… Çağdaş dünyanın başlangıç noktasını oluşturan sanayi devrimi ise, buhar gücü ve elektrik enerjisinden sonra bilgi teknolojisi ile üçüncü aşamasına girmiştir. Sosyo-ekonomik gelişme sürecinde tarım devrimi birinci dalga, sanayi devrimi ikinci dalga, enformasyon devrimi üçüncü dalga olarak ifade edilmektedir.(sami taban & muhsin kar, 2008).

Sanayi devrimi sonrasında, kalkınmanın en önemli ölçütlerinden biri haline gelen ‘ teknoloji ölçeği’, birçok iktisadi düşünce akımı tarafından üzerinde önemle durulan bir faktör haline gelmiştir. Klasik, Marksist, Neo-klasik iktisatçılar her ne kadar teknolojik gelişme konusuna büyük bir önem atfederek yaklaşmasalar da ‘ekonomik büyümenin sağlanmasında teknolojik gelişmenin anahtar rol oynadığını’ kabul etmektedirler (Tiryakioğlu, 2011).


Özellikle ikinci dünya savaşından sonra, çok çeşitli alanlarda hızlı bir teknolojik ilerlemenin ortaya çıkması, az gelişmişliğin temel nedenleri arasına teknolojik gerilik unsurunun da sokulmasına yol açmıştır. Sanayi ve tarımda uygulanan teknoloji ile birlikte, ülkedeki genel teknik bilgi düzeyi de kapsanmalıdır. Konuya bu açıdan bakıldığında, teknolojik gelişmelerin az gelişmiş ülkelerin kalkınma süreçlerinde çok önemli yer aldığı anlaşılır. Çünkü teknolojik ilerleme, sadece üretim tekniğinde meydana gelen bir değişme olmayıp; bunun da üzerinde toplumun sosyal kültürel değer yargılarını değiştiren ve böylece kalkınmanın sosyal -kültürel engellerini ortadan kaldıran bir gelişmedir (ergül han & ayten ayşen kayan, n.d.).

Son yıllardaki hızlı teknolojik gelişmeler teknoloji sektörünün dünya ekonomisi içerisindeki payının önemli ölçüde artmasına neden olmuştur. Teknoloji-yoğun ve yüksek faaliyet kaldırıcı ile ekonomideki diğer sektörlerden tamamen farklı yapıya sahip olan ileri teknoloji sektörü iktisadi kalkınmada önemli işleve sahiptir (alösat müslümov & güler aras, 2002).

Ülkelerin teknoloji/ yenilik yetkinliğini belirlemekte bazı göstergeler kullanılmaktadır. Bunlar;


• Araştırma ve geliştirme harcamalarının GSMH’ a oranı • Ar-Ge hizmetlerinde çalışan bilim adamı, mühendis sayısı • Patent sayısı • Bilimsel yayın sayısı • Bilgisayar, internet ve iletişim araçlarından yararlananların sayısı • Toplam ihracat içinde ileri teknoloji ürünlerinin oranı

Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler teknoloji göstergeleri açısından karşılaştırıldığında büyük farklılıkların olduğu dikkati çekmektedir. Ülkelerin kalkınma düzeylerini artırabilmeleri için yukarıdaki gösterge düzeylerini bu konuda öncü ülkelerin düzeylerine doğru yükseltmeleri gerekmektedir (sami taban & muhsin kar, 2008).

Nihai hedef olan ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı sağlamak için ilk ve en önemli adım olarak insana yatırım yapmaktır, bilginin kaynağı olan insan teknolojik gelişmelerde birinci etkendir. İnsana yatırmadan bahsedilen nitelikli insan gücü yetiştirmektir.

Bu yatırımlar eğitim ve sağlık gibi iki temel faktöre yapıldığında beşeri sermaye birikiminde bir artış sağlanacaktır ki bu artış sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalınma sağlayacak önemli bir adım ocaktır. Beşeri sermaye yatırımı yapıldığı ve potansiyeli değerlendirildiği takdirde de gelişmekte olan ülkelerin büyüme ve kalkınma sürmeceni ivme kazandırabilecek bir faktör durumundadır. Beşeri sermaye birikimi bir yandan bilgi üretimini arttırırken diğer taraftan da edinilen teknolojinin özümsemesi sürecinde etkin rol oynamaktadır. Bu nedenelerdir ki, bilgi üretimini sağlamaya yönelik yatırımlar, bir yandan iç kaynakların etkinliğini artırarak teknoloji üretilmesini sağlarken, diğer taraftardan da dış kaynaklardan elde edilen teknolojinin çözümlenmesini ve kullanılabilir biçimde yeniden üretimini sağlayacaktır (Tiryakioğlu, 2011).

Teknoloji; ekonomik kalkınma ve büyüme de çok önemli değişken haline gelmiş, zaman içerisindeki trendi giderek yükselmekte olan teknoloji ülkelerin GSMH’ları ve kişi başı milli gelir oranlarında artışa neden olmaktadır. Sadece kalkınma ve büyüme olarak değil, sosyo- kültürel ve nitelikli insan gücü yani beşeri sermaye açısından da teknoloji önem arz etmektedir. Çünkü var olan teknolojinin kullanılması, yeni teknolojik ürünlerin ortaya çıkarılması (AR-GE), transfer edilen teknolojinin entegrasyonunda beşeri sermaye ye ihtiyaç vardır.

5.Teknoloji Transferi

Teknoloji transferi; teknolojinin yalnızca bir ülkeden diğerine aktarım değil, bir süreçtir. Bu süreç, teknolojinin teknolojinin edimi ile başlayıp özümlenmesi, iyileştirme-geliştirme ve yayma-yaratmayı kapsar (sami taban & muhsin kar, 2008).

Gelişmekte olan ülkeler ekonomik büyüme ve kalkınma hızlarını arttıra bilmeleri için çok önemli olan teknolojiye ihtiyaçları vardır. Gelişmekte olan ülkeler bu teknolojiyi anacak transfer yoluyla gerçekleştirmektedirler.


Az gelişmiş ülkeler genel olarak, teknolojiyi yaratmadıkları için ihtiyaç duydukları teknolojiyi bu alanda gelişmiş olan ülkelerden aktarmak durumundadırlar. Başka bir değişle az gelişmiş ülkeler, mevcut yapısal koşullara bağlı olarak teknolojik düzeyleri çok geri olduğundan ve yeni teknoloji yaratma olanağından yoksun bulunduklarından, teknoloji ithal etmek zorundadırlar. Bu ithalatın elbette bir bedeli vardır. Bu ödemeyi bir bakıma, teknoloji geliştiren ülkelerin araştırma ve geliştirme masraflarına az gelişmiş ülkelerin bir katkısı olarak düşüne biliri (KUTLU, n.d.).

Başlıca transfer mekanizmalarına baktığımızda;

• Doğrudan satın alma, • Lisans ve know-how anlaşmaları, • Franchising, • Doğrudan yabancı yatırımlar, • Anahtar teslimi yatırımlar, • Ortak girişim anlaşmaları, • Tedarik ilişkileri ve anlaşmaları (evrimsel tedarik), • Ortak araştırma (cooperative research) anlaşmaları ve üretim ortaklığı, • Ürün ve sabit sermaye malı ihracatı, • Bilimsel ve teknik personel değişimi, • Eğitim alma ve öğrenme, • Ticari ziyaretler, • Açık literatür, • Devletin destek programları-uluslararası yardım ve programları, • Ar-Ge faaliyet ve projeleri ve üniversite sanayi iş birlikleri, (Mahmut Kiper, 2004)

olarak sıralamak mümkündür ve bazı teknolojik transfer politikaları da vardır.


Teknoloji transferlerinde kullanılın yöntem, teknolojinin mahiyeti, veren firmanın stratejisi, alan firmanın teknoloji özümleme yeteneği (sami taban & muhsin kar, 2008)ve alan ülke devletinin politikası gibi etkenlerce belirlenir ve teknoloji sadece bilginin transferi olarak düşünülmemeli, çevreye entegrasyonu da özümsenmelidir.

6.Sonuç

Ülkelerin, gerek uluslararası bazda süründürülebilir ekonomik gelişmeleri sağlamaları, gerekse serbest piyasa ekonomisinde varlıklarını kanıtlamaları için teknolojik değişmelerin hızlı değişiminin gerisinde kalmamaları gerekmektedir (Gül, 2009).

Teknolojik yenilikler ve gelişmeler, ülkelerin uluslararası alanda rekabet edebilmelerinde çok önemli yere sahiptir. Gelişmiş ülkeler, yeni teknolojilere sahip olma; gelişmekte olan ülkeler ise gelişmiş ülkelerden transfer ettikleri teknolojileri ülke ekonomik politikalarına adapte ederek ekonomik büyüme ve kalkınmalarını hızlandırma gayretindedir. Ancak gelişmekte olan ülkelerin; transfer edilen teknolojiyi tüketmek yerine, üretim sürecine birleştirerek yeni teknolojileri ortaya çıkarması ve olgunlaştırması gerekmektedir.

Yeni teknoloji üretimi için; temelde Ar-Ge çalışmaları hedeflenmeli ve devlet tarafından desteklenmelidir. Gelişmiş ülkelerde Ar-Ge’ye yapılan yatırımların GSMH’larında önemli yere sahip olduğu, gelişmekte olan ülkelerde ise Ar-Ge yatırımlarının düşük olduğu gözlenmektedir. Yeni teknolojinin üretimi ve Ar-Ge çalışmaları için ülkelerin beşeri sermayeye ihtiyaç duydukları kaçınılmaz bir gerçektir. Zira hem yapılan teknolojik transferlerin sağlıklı şekilde uygulanması, hem de yeni teknolojilerin ortaya çıkarılmasında beşeri sermayenin etkin bir şekilde rol aldığı bilinmektedir.

Gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde ve ülkelerin sınıflandırılmasında son yıllarda teknoloji önemli rol oynamakta ve giderek önemi artmaktadır. Bu nedenle de ülkelerin nihai hedeflerinin başında; büyüme ve kalkınma gelmektedir. Teknoloji ile büyüme ve kalkınma arasında pozitif yönde bir korelasyon vardır ve büyüme ve kalkınmayı hedefleyen tüm ülkeler, teknolojiye gerekli yatırımı yapmak zorundadır. Teknolojiye yatırımın ön koşulu ise, beşeri sermayenin yeterli seviyede olmasına, yani teknolojiyi kullanabilecek ve yeni teknolojiler geliştirebilecek insan kaynaklarının oluşmasına bağlıdır.Hasan YURDAKUL


,


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

TEK PARTİ

Hakkımızda

Hakkımızda

Forum

Bize Ulaşın

Bayii ve Distribütörler

Kurulum ve Teknik Servis

Bize Ulaşın

Müşter Hizmetleri:

+90 532 111 15 17

info@otosarj.com.tr

  • Facebook Sosyal Simge
  • LinkedIn Sosyal Simge
  • Twitter
  • YouTube

© 2023 by  HIZLI OTOŞARJ A.Ş

  • LinkedIn Sosyal Simge
  • Facebook
  • Twitter
  • YouTube
  • Pinterest
  • Instagram